you're reading...
Gürcistan

Gürcistan’ın kalbi Kutaysi

Tkibuli kasabası

Tkibuli kasabası

Sabah 6 da sessiz sedasız ayrılmayı planladığım Batum’daki köhne otel odamdan o kadar kolay ayrılamadım. Otelin dış kapısı kilitliydi. Otelin 3 metrekarelik holünde çıplak halde içkinin etkisiyle sızmış görevliyi birkaç kez dürtmem gerekti uyandırmak için. Kapıyı işaret ettim ve bana homurdanarak eliyle işaret ettiği odanın kapısını çalmamı söyledi. Birkaç dakika boyunca gittikçe artan bir şiddetle kapıyı yumruklamaya başladım. Nihayet otel için çalışan hayat kadını kapıyı açtı ve beni oteldeki tutsaklığımdan azad etti. 15 dakikalık bir yürüyüşle durağa ulaştım ve marşrutkama atladım. Yolculuk değil büyük bir kabus başlamıştı benim için. Şoför sanırım başka alemde kendisini  ‘Need for Speed’ oynadığı bir ortamda hayal ediyordu. Kendinizi önündeki aracı 120 km hızla dakikalarca 1 metre mesafeden takip eden ve sollamak için fırsat kollayan ve sürekli kafasını dışarı çıkarıp, başaramayıp sert bir manevrayla tekrar önündeki aracın dibine giren külüstür bir minibüsün içinde hayal edin. Ve bu sahnenin tek yönlü bozuk bir yolda her 2-3 dakikada bir sollanacak her araçta tekrar yaşandığını farzedin.  Birinci saatin sonunda artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Bir an önce nerede olursa olsun aracı terketmeliydim.  En arka koltuktan sürekli manevranın etkisiyle sağa sola yalpalayarak zor da olsa şoför mahalline ulaştım ve omzuna vurarak durmasını söyledim. Bütün yolcuların şaşkın bakışları arasında (şaşkın diyorum çünkü indiğim noktada en ufak bir yerleşim birimi yoktu) arabadan indim, bagajı açtım, sırt çantamı aldım ve şoföre devam etmesini işaret ettim. Rahat bir nefes almıştım. Batum-Kutaisi arasında ormanlık ıssız bir bölgede yolun kenarında yeni bir vasıta beklemeye başladım. Gürcü alfabesinden başka alfabenin kullanılmadığı minibüslerin hepsini durdurup ‘Kutaisi ?!’ demekten başka çarem yoktu. Neyseki ilk durdurduğum minibüs doğru minibüstü. Kutasi’ye ulaşmıştım. Beni Kutaisi’ye 40 km mesafede Tkibuli adında bir kasabadaki evinde ağırlayacak olan Tomas’ın bana sms’de tarif ettiği üzere bir taksiyle tren istasyonuna yola çıktım. Taksici yol boyunca beni Tkibuli’ye kendisinin götürebileceğini söylemekten bıkmadı. 50 TL ile başlayan fiyat yeni tekliflerle 30 TL’ye kadar inmişti. Bu tek taraflı sohbet defalarca söylediğim ‘tolka vagzal’ (yalnız tren istasyonu) kelimesini bu kez yüksek ve asabi bir ses tonuyla söylememle sona erdi. Tren istasyonundan Tkibuli minibüsüne atladım. Tomas’ın tarif mesajında yolculuğun yaklaşık 1.5 saat süreceğini belirtmesine anlam verememiştim. Fakat yolculuk ilerledikçe ne demek istediğini anlamıştım. 40 km’nin 1.5 saatte alınması için yolun ne kadar bozuk olacağı denkleminin çözümünü size bırakıyorum.

Bagrati'den Kutaysi manzarası

Kutaisi

Organlarımın hepsinin yer değiştirmesiyle sonuçlanan yolculuk sonrası Tkibuli’ye gelmiştim. Tomas’ı aradım ve nereye geleceğim konusunda tarif aldım. Tarif edilen yere doğru yürüyordum. Adeta 2. dünya savaşında bombalanmış ve terkedilmiş ıssız bir şehirde yürüdüğümü hissediyordum.  Ormanlarla kaplı küçücük yıkılmasına ramak kalmış 50-60 yıllık Sovyet apartmanlarıyla çevrili bir şehir burası. Beni apartmanın önünde bekleyen kendisi bir Çek olan Tomas’ı gördüm ve beraberce dairesine çıktık. Öğrencilik yıllarımda dahi daha virane ve dağınık bir ev görmemiştim. Hele ev arkadaşının bir bayan olduğunu düşünürsek hepten anlam veremediğim bir durumdu. Herneyse Tomas’la ilk sohbetimiz mutfakta başladı. İkimize de peynirli bir sandviç hazırladı. Çok kibar ve naif bir tarzı vardı Tomas’ın. Tabi ki bir Türk olarak tanışır tanışmaz üstüme vazife olmayanlar da dahil  onlarca soruyla bombardımana tuttum kendini.  Tomas, birazdan kendisinin ofise gitmesi gerektiğini istersem kendisiyle gelebileceğimi ya da dilersem evde kalabileceğim belirtti. Ben bir süre uyumak istediğimi söyledim ve ev arkadaşının odasındaki tozlu kanepede uykuya daldım. Yaklaşık 2 saat uykudan sonra Tomas’dan aldığım tarifle ofislerine yola koyuldum. Ofiste Tomas’ın ev arkadaşı Polonya’lı Kasia ile tanıştım. Kasia iri ve uzun bir kadındı. 31 yaşındaydı. Kendinden emin bir tarzı vardı.  Avrupa kökenli bir NGO organizasyonunun Tkibuli’deki ofisiydi burası. Bu insanlar da burada gönüllü çalışan kişilerdi. Tomas birazdan İngilizce dersine gireceğini ve benimde derse katılıp katılamayacağımı sordu. Memnuniyetle katılacağımı belirttim ve derse girdim. İngilizce öğrenmeye çalışan 3 gürcü genç kadına kendimi tanıttım. Uygulamalı dersin bir parçasıydım. Mesai sonrası Kasia ve Tomas ile birlikte bir restoran meyhane arası bir yere gittik. Gürcü yemeklerinden oluşan bir sofra donatıldı önümüze. Kasia tezgahın arkasında yaşlı bir kadınla sohbete daldı. Sonra uzaktan beni çağırdı ve sohbete katılmamı istedi. Kadın 2.dünya savaşında Polonya’dan kaçmış bir ailenin kızı. Kasia ile Rusça konuşuyordu. Bize ailesinin, babasının ve dedesinin fotoğraflarını gösterip hikayelerini anlatıyordu. Fotoğrafların bazıları en az 60 yıllıktı. Kasia arada bir bana İngilizce tercüme ediyordu. Yemekten sonra eve döndük.

Çalıştıkları yardım organizasyonunun çevrenin en büyük köyünde evi vardı. Birkaç ay gönüllü çalışmayı kabul eden genelde Avrupalı gençler bu köydeki evde kalıyorlardı. Köy önemli bir köydü. Gürcüler için büyük anlamı olan kadim Galeti Manastırı’na çok yakın bir köydü. Gönüllü gençler köyün gençlerine ve yaşlılarına yönelik bir takım görevler üstleniyorlardı. Kasia ertesi sabah arabayla Kutaise’ye gideceğini istersem benim de kendisiyle gelebileceğimi söyledi. Bir dakika düşünmeden atladım bu teklifin üzerine. Ertesi sabah eski bir Lada jeep ile yola çıktık. Organizasyon için çalışan Gürcü bir kadını yoldan aldık. Yolda Kasia arabayı durdurdu ve yolun kenarına dikilmiş gösterişli anıt haçı gösterdi. Gürcü kadının söylediklerini tercüme ederek bu anıtın 1700 lü yıllarda Osmanlı’ya karşı bu alanda zafer kazanan Gürcü kral ve askerleri adına dikildiğini söyledi. Üzerinde yazıları da tercüme etti. Kasia tercüme ederken biraz mahçupdu, benim rahatsız olacağımı düşünüyordu belki de. Ve köye geldik. Köyden Çek bir kızı aldık ve Kutaisi’ye geldik. Şehre vardığımızda Kasia ve Gürcü kadın kendi işleri için ayrıldı. 2 saat sonra buluşmak üzere sözleştik. Çek kızın (ismi Yana) görevi ise gün içinde organizasyona yeni katılacak Polonyalı bir genci karşılamaktı. Çocuk gelene kadar Yana ile kahvaltı yapmaya karar verdik. Gürcistandaki klasik öğünlerimden birisini daha tekrarlıyordum. Hamur işi peraşki ve lobionilerden oluşan kahvaltımızdan sonra tiyatro binası önünden Polonyalı genci almaya gittik. Sonra beraber biraz şehri gezmeye karar verdik. Bu noktada size biraz Kutaisi’den bahsetmem gerekiyor.

Kutaisi Gürcüce de 500 anlamına geliyor. Kutaisi eski kadim Gürcü krallığına başkentlik yapmış bir şehir. Ve bu şehir Gürcülerin 2 çok önemli dini ve milli simgesini içinde barındırıyor: Bagrati ve Gelati Katedrallleri. Bu yüzden burası Gürcistan’ın kalbi. Bagrati Katedrali 11. yüzyılda Gürcistan Kralı III. Bagrat tarafından inşa ediliyor. Gelati Manastırı ise 12. yüzyılın hemen başında Kral Kurucu Davit’in tarafından yaptırılıyor. Bu manastır şehrin 15 km dışında yer alıyor. Ve her iki kilise de UNESCO kültürel mirası listesine alınmış durumda. Bizim grupla beraber  Bagrati kilisesine yürümeye karar verdik. Kilise şehre hakim bir tepeye kurulmuş muhteşem bir yapı. Fakat resterosyanda olduğundan içini görmemiz mümkün olmadı. Kilisenin çevresini saran surlardan şehre hakim bir noktayı seçtik ve şehri seyre daldık. Sonra da Kutaisi sokaklarında yürümeye başladık. Eski şehrin sokaklarında ve şehrin pazarında dolaştık. Kent Rioni Nehri’nin her iki yakasına kurulu ve bölgeye ismini veren İmereti Dağları’yla çevrili. Şehirdeki dindarlık ve geleneksellik hemen dikkatinizi çekiyor. Kısa saçlı, siyah giyimli, eşarplı Gürcü kadınları her tarafta.

Kutaisi pazarında bir Gürcü kadın

Birkaç saat sonra buluşma yerimize geldik herkes toplandı ve dönüş yoluna koyulduk. Tkibuli’ye dönüşte yolumuzun üzerindeki Gelati Manastırı’na gitmeye karar vermiştik ki Gürcü kadının acil bir işinden dolayı plan iptal edildi. Hevesim kursağımda kalmıştı. Ama en azından bir Gürcü köyünü görme fırsatım olacaktı. Polonyalı ve Çek gençleri kuruluşun köydeki evine bırakmaya gittik. O akşam yorgun bir şekilde eve döndüğümde Tkibuli’de son gecemi geçiriyor olacaktım. Kasia beni eve  bıraktı ve ofise geçti. Biraz sonra Tomas’dan bir telefon aldım ve tanıdıkları Gürcü bir kadının evine davetli olduklarını, benim de katılabileceğimi söyledi. Bu da benim için kaçırılmayacak bir fırsattı. Evine gideceğimiz kadın, Kasia ve Tomas’ın yakın Gürcü bir arkadaşının annesiydi. Gürcü kız da bu organizasyonun başka bir bölgesinde görev yaparken Çek bir gönüllüyle tanışıyor ve evleniyor. Bu çift şu anda Afganistan’da başka bir NGO da görev yapmaktaymış. Bize kapıyı 50 yaşlarında bir kadın açtı. Muhtemelen gençliğinde çok güzeldi. Sıcak bir şekilde karşılandık. Köpeğiyle yalnız yaşıyordu. 1 oda 1 salon bir evdi.  Rusça öğretmeniydi. Hareketleri, mimikleri, üslubu son derece zarifti. Alalade bir aileye mensup olmadığı, iyi bir eğitim gördüğü herhalinden belliydi. Bize borç çorbasına benzer bir gürcü çorbası ve mantarlı pilav ikram etti. Ardından da Abhaz mutfağından ‘açma’ yedik. Açma oldukça lezzetliydi. Tabi açma Gürcü ve Türk ortak kelimeleri sohbetine getirdi mevzuyu. Kadını Gürcü’lere pek benzetememiştim ve sohbetin ilerleyen kısımlarında ebeveynlerinden birisinin Litvanyalı olduğunu ve aslında kendisinin de Litvanya doğumlu olduğunu öğrendim. Ben sürekli kadına bakıyordum, çok etkilenmiştim. Kadının hareketlerinde asalete ve böyle bir kadına çok fazla gelen gözlerindeki hüzne. Çok yorgundu. Kızının özlemi, yalnızlık ve geçim derdi omuzlarını çökertmişti. Okuldan bir çok öğretmenin çıkarılacağını, kendisinin yaşından dolayı ilk gönderilecekler listesinde olma ihtimalinin yüksek olduğundan bahsetti. Güzel geçen bir geceden sonra vedalaştık, Tomas ve Kasia ile birlikte evin yolunu tuttuk.

Tomas’a kesinlikle biraz değinmem gerekiyor. Son derece naif tarzının arkasında gizlenmiş çok kıvrak bir zeka.  Ama muazzam muazzam mutsuz bir ifadeye sahip. İçine kapanık ve sessiz. Bu şehir gerçekten beni yormaya başlamıştı çünkü herkes çok hüzünlüydü. Tkibuli şehrinin kendisi zaten hüzünlüydü. Şehrin sokaklarında 15 dakika yürümeniz, bütün enerjinizin çekilmesi için yeterliydi. Gerçekten merak ediyorum bu insanlar nasıl bir hayattan kaçmak için bu berbat şehre gelmeyi göze almışlardı. Tomas’ın bir şekilde dünyadaki zamanını doldurmaya çalışıyor bir hali var. Kasia’da aynı hisleri uyandırıyordu fakat Kasia biraz daha yırtıcı. Özellikle organizasyon içinde ciddi bir ağırlığı var. Gençlerin biraz da Kasia’dan çekindiklerini de gözlemledim. İlk akşam yemek masasında dinlerden ve inançtan da açılmıştı konu. Kasia ciddi ve yoğun bir Katolik kültür içinde yetişmesine rağmen kendisini Katolik kilisesine mensup hissetmediğini söyledi.  Fakat Tanrı inancına sahipti. Tomas da aynı şeyleri söyledi. Fakat Çek cumhuriyetinin dünyadaki en yüksek ateist yüzdeye sahip olduğunu da ekledi. Ben ise her geçen gün dindarlaştığımdan bahsettim. Kasia’da, Tomas’da bir kere sormuşlardı ‘o soruyu’ artık çok geçti onlar için. O soruyu ya sormaz, aklınıza gelir gibi olduğunda hemen savuşturursunuz ve böylece bir şekilde ‘mutlu(?)’ yaşamınızı sürersiniz; ya da soruyu sorarsınız ve sırtınıza tonlarca ağırlığı yüklemeyi kabul edersiniz. Artık o yükten kurtulmak mümkün değildir. Sürekli o soruyla yüzleşmeye devam etmek durumundasınızdır artık, aramalarınızı, sorularınızı çoğaltarak hakikatın ‘bahşedilmesini’ bekleyeceksiniz; başka çare yok. İşte her ikisi de soruyu çoktan sormuşlar ve anlam arama süreci onları rahat ülkelerinden bu mahremiyetin doruk noktasındaki bu garip kasabaya atmıştı depresif halde. Neyse uzatmayayım artık bir gezi yazısı olmaktan çoktan çıktı bu yazı.  Sabah erkenden onlar uykudayken Tiflis’e yola çıkacaktım. Geceden vedalaştık. Sabah sessizce çıkmaya çalışırken Kasia uyandı ve beni uykulu gözlerle kapıya geçirdi. Son kez veda ettik ve Tiflis minibüsüme doğru yürümeye başladım. Ve Tiflis yolculuğum başladı. Ve yolda Tiflis’te kalacağım Amerikalı arkadaşıma ilk sms’imi göndermiştim bile: Jefferson’a…

About these ads

Tartışma

Henüz yorum yapılmamış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: